27 Mayıs 2013 Pazartesi

wake up mamoş.

hop!

naber sevgili, güzel ve biricik insancıl yaşamlar? iyisiniz değil mi? iyisiniz iyisiniz. yine iyisiniz. ara sıra canınız sıkılır, oflar puflarsınız ama neticede iyisiniz! iyi olun ulan! lan!

daha ilk andan gelen coşkunluk için kusuruma bakmayın. pek bir coşkunç insanım şu günlerde. bunun nedeni ise... bunun nedeni ise... (analizler, sofistike sözler, fosistike sonuçlar. foseptik!) bunun nedeni ise eşşeğin siki be güzel kardeşlerim.

hehe.

şaka şaka. bunun nedeni çevremdeki bunalımspor'lu cengaverlerin artması ve bunun beni üzülmeye doğru götürmesi. ömer üründül aksanı ile konuşacak olursak, şimdi, hayat enteresan. her şeyin bok yoluna gittiği zamanlarda çevrenizdeki herkesin gökkuşağı gibi renkten renge girmesi bir yana, sizin gökkuşaklığınızda herkes adeta ayak yoluna gidiyor. kardeşim manyak mısınız? ters misiniz? ipimle kuşağım deyip sokaklara çıkmak isterken, sokaklarda fetihler yapmak isterken yapılır mı bu? hayır bir de aksi gibi alice in chains de yeni albümünü böyle bir durumda çıkartıyor. la oğlum bela mısınız? zaten bir buçuk yıl canımdan bezmişim, tam kafam güzel oluyor derken nöölüyo lan size?

kader işte, ismail yk'nın bu gibi durumlar için söylediği güzel bir söz var "beni beğeneni ben beğenmem, benim beğendiğim ise beni beğenmez. yoksa ben zurna mıyım ha?" şimdi soruyorum. yok o soruyu sormayacağım. zurna falan değilim ben. asıl soru şu; biz nerede yanlış yaptık?

geleceğe dönüş serisini hatırlayın. bu annesinin sulandığı marty mcfly önce geçmişte sonra da gelecekte oynamalar yapıp zamanın mına koymuştu. gerçi bu sayede doktor karlı çıktı işten ama, neyse. işte acaba ben de zamanın bir yerinde kırılmaya mı uğradım? yani tamam illa ki kırdığım, kırıldığım birileri vardır ama bu kadar da bodoslama rüzgar altında kalacak değildir? cereyan içinde kaldım şerefsizim. zaten güzelim hatunu da göremiyorum ne zamandır. çok canım sıkılıyor. kuş vurmak da istemiyorum.

hevesi ölen zombiler! size sesleniyorum! lan çevremdeki can-ı gönülden sevdiğim canlarım ciğerlerim! silkinin de kendinize gelin! olmadı bana gelin, bira içeriz, balkona çıkar araba sayarız, yıldızlara bakarız. pardon bunlar başkaydı.

öyle işte. uzun lafın kısası (u.l.)

sağlam kalın, dikkat edin. annenize selam söyleyin. ananıza!

18 Mayıs 2013 Cumartesi

johnny cash

selam.

size daha önce hiç aşık olmaktan bahsettim mi? pek bahsetmeyi sevmem bu konudan ama hadi size kıyak olsun. son günlerin güzelliği o kadar çok ki, sanki her şeyin toplamı bir şey etmiyor gibi.

size aşktan bahsetmedim değil mi? önce ellerine baktım. çok güzeldi. dokunamadım bu sefer ama. yıllar sonra ilk defa bir ele bakarken korktum. sesini duyuyordum, yüzüne bakamadım.

yüzüne bakamadım ya, sadece susarken değil, konuşurken de bakamadım ona. o belki kıçımın havada olduğunu düşünecektir ama öyle değil. tek hissettiğim büyük bir heyecan, büyük bir korku, zamansız gelen bir his. zaten aşk da zamansız değil midir? zorlayarak gelmez? kabukları sert olmaz, kabuk kırar.

elleri demiştim değil mi? bir yandan da kulağım sesindeydi. o kadar güzel konuşuyordu ki, her "efendim" deyişim aslında o cümleyi tekrar duymaktan kaynaklanıyordu. "çift dikiş" duydum sesini. çift dikiş dinledim. çift dikiş hayal kurup uyandım. sessizliği bile güzeldi. bir ara ona baktım. gerçekten güzeldi.

sonra zaman geçti, bir daha baktım. bunu söylemek zor belki ama, gerçekten güzeldi. aklımdan en basit şarkıların en basit akorları çalıyordu. en basit sözler söyleniyordu içimde. yağmur sanki dışarıda değil de beni ıslatıyordu. ahmakıslatan gibi adeta. bu arada merhaba. ben ahmak. ama mutlu.

şunu söyleyeyim, ben pek de keyifli bir insan değilim. yanımdaki insanlarla konuşamadığım için pek rahatsız olmam. ama sanki ilk defa gibi biriyle konuşamadığım için geçen süre, ilk defa canımı acıtıyor gibiydi. sanki içimde milyon tane söz var ve hepsi tek cümleye sığıyor; hepsi gözlerimden okunuyor. bunu ben demiyorum. başkaları söylüyor.

bunu yazarken bile aklımdan bir şeylerin geçmesi aslında çok şeyi anlatıyor. bir şeyler çok güzel.
hayat, yakalayamasak da yakalasak da çok güzel.
ne olursa olsun;
hayat güzel.
her şey güzel.
her şeye rağmen.
sesler.

16 Mayıs 2013 Perşembe

üstler kalsın, yanlardan biraz alalım.

selam koca kafalar naber?

iyidir benden de nolsun, sıcaklar fena bastırdı pişip duruyorum. üzerime sos döküp yeseniz yeridir diyeceğim de yenilecek adam mıyım lan ben? neyse.

işte bunlar hep hava civa sevgili koca burunlular ve doğuştan pinokyolar. geçen gece can sıkıntısından bara gideyim dedim. hani aksiyon olur babında. damsız almıyorlarmış. dedim sikerim senin damını. tabii içimden dedim. yolda gördüğüm bir hatuna teklif etmemle iş çözüldü be dostlarım. içeride 2 bira ısmarlarım, gel biraz müzik dinleyelim dedim. yani esas niyetim müzik. yersen tabii. neyse, sözümün eri adamımdır. içeride 2 bira ısmarladım. müzik dinledik.

ortalama kafalardaki bu güzelim insan pek muhabbetşinas çıktı. yani mekan zaten gürül gürül gürültülü. hayır, basçının basını da köklemişler. ortam kalın kalın seslerle boğuluyor. bir de hanım kızımızın inatla konuşmaya çalışması beni boğdu can kardeşlerim. dayanamadım. içimden "abla bi sus!" derkene dışımdan "hmm, yaa, aaa" gibi abuk lisanda sesler çıkarıp hayret verici bir şekilde muhabbete ortak oldum. bu hanım ablamız benimle telefonda konuşsa telefonu kesinlikle masaya koyar ve aralıklarla aynı abuk lisanda karşılıklar vererek koca bir görüşmeyi devam ettirebilirim. nereden mi biliyorum. daha abuklarını yaşadım. daha abuk ablamtrak insanlarla daha abuk haşır neşirlikler falan. geçelim bunları. bunlar tıraş.

sevgili dayımın oğulları, halamın kızları, romalılar! o gün neyi anladım biliyor musunuz? insanlar aç! fakir edebiyatı yapmak için söylemiyorum bunu. akademik sosyal tespit yapmak için de söylemiyorum ama aka dediydi dersiniz. insanlar tanımadıkları insanlardan gelen ilgiye açlar. hani şu meşhur tek gecelik insanlar var ya, her tarafta horus'un gözü gibi kesiyor horuspu ruhlar ve angut da değilseniz zaten çakırkeyf bir ortamda niyetler de gayet açık bir şekilde anlaşılıyor. post modern şeyler bunlar tabi. post modern kezbanlar da yok değil tabi. hop!

muhabbetşinas oluşum ile geçen zamana geri dönelim. şair burada oluşuma sesleniyor: naber? kuvvetle ihtimal burayı okumayacaksın ama zilyon da çeyrek döner ihtimali dahilinde eğer burayı okuyorsan şunu bil ki kafa siken ortamda sen de çok kafa sikiyorsun! yani gürültü olmasa çekilir yanın yok! allahtan ses var yani. sabrettim sabrettim ama öf ulan. 2 birasını bitirene kadar eşlik etmek zorundaymışım gibi hissettim. zaten beni yakan da hep zorundaymışım hissi oldu. sizde de oluyor mu bilmiyorum. en aptal anlarda sanki bunu yapmazsam olmaz hissi geliyor. ortamın seviyesi ne kadar zorunluluk gerektiriyorsa artık. kurların havada uçuştuğu (sonuçların yarısında havada kalıyor belirtelim) bir ortamda ben zorunluluk içindeyim. peh! paramız yok ki o gemiye binelim amına koyayım. biz hala parayı müziğe yatıralım. en sonunda banka bizi yatıracak ters köşeye ama neyse konuyu dağıtmadan, kazasız belasız.

işte kınalı keçi boynuzlarım dedim ya beni bu zorunluluk hissi mahvetti diye. e kanımızda abilik de var. 2 tekila daha yuvarladı bu içtikçe çirkinleşen vatandaş. zaten tekilayı içen çirkinleşiyor arkadaş bir bok mu var bilmiyorum, bu da çirkinleşti. hava alması için dışarı çıkardım belki iyi gelir diye. soluk iyidir dedik, dediğimizle kaldık. çakır, keyfime sıçtı a dostlar. birden omzumda ağlayan biri oldu çıktı. kadınceez bir yandan ağlarkene ben de ikiye bölünmüş emre kongar/mehmet barlas gibi kendimle savaşıyordum. tabii aklımda "nereden geldim istanbul'a" türküsü çalıyor. "nereden sordum ben bu kıza?" sahte sarımtrak saçları, şekilsiz duruşu falan. ama bir yandan da "yazık laaan" diyen bir yanım var. bak yazarken de ikiye bölündüm.

yazıyı da ikiye bölüp siz güzide insanlara selam ederim.
burnunuzu her yere sokmayın.
bay.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

gurbeti mesken tutan özlem.

naber?
özlediniz mi beni? tabii ki hayır! neden özleyesiniz ki? özlemek için bir neden yok. zaten özlemek falan bunlar duygusal, banal, egzotermik şeyler. kısacası tıraş. 
velhasıl-ı kelam dostlar, ben özledim sizi. aslında sadece sizi değil. genel olarak her şeyi özledim. neredeyse elektrik direğine sarılıp hal hatır soracağım. kış uykusundan uyanmış ayı gibiyim. malumunuz, ayılar kış uykusundayken sıvı ihtiyaçlarını genellikle metabolik sularıyla karşılarlar. ben de uzun süren bu kış uykumda uzun uzun ağzıma metabolik olarak sıçtım. ya da psikolojik olarak. bilemiyorum ama sıçış büyüktü. saçma sapan zamanlardı ama neticede winter is giding hacılar. her kışın sonu bahar dedik ve uyandık! 
özlemlerimden bahsediyordum değil mi? somutlaştırmak gerekirse özlemleri, böyle soğuk bir denize balıklama dalıyormuşçasına özlüyorum. gerçi pek balıklama atlayamadım. göbekleme düştüm ve karnım kızardı çoğunlukla ama siz siktredin, takılmayın böyle şeylere. düşe kalka balıklamayı da öğreniriz elbet! o zamana kadar çivileme röcks!
farkındayım hala özlem sularındayım. an geliyor hayatımda en alakasız yer etmiş insanları özlüyorum. kendileri pek özlengeç insanlar da değiller hani. böyle adeta bir masa gibi, ne bileyim bir silgi gibi yer etmişler hayatımda. çocukluktan kalma durumlar falan. saykolojik açıklamam kendime kalsın da güzel kardeşlerim esas olay şu; summer is coming! (game of thrones'u izlediğimi böyle de gözünüze soka soka belli ederim. gerçi daha 2. bölümdeyim ama coming'lere boğuldum hep! ota boka "x is coming" diyorlar. vay arkadaş bir gelmedi bu x. gurbeti mesken mi tuttun nazlı winter, di gel gari?)
yaz geliyor, yine insanlarda cıbıllaşma var. bunu twitter'da yazmıştım bir ara. yalnız dikkatimi çeken bir şey daha var, insanlardaki cıbıllaşma oranı havanın ısınma oranından daha fazla. yani 5-6 derece daha ısınsa hava demek ki alayımız çıplak gezecek. izmir kordon'da kollarında kolluk takan çocuklar, deniz gevreği satan amcalar (simit değil, gevrek!),(bir de domat mevzuu var. haluk levent'ten gelsin izmir'e; alışamadım ben bu kente), çime değil de deniz yatağına uzanan fıstıklar ve tabii ki süpersonik dubalar! sizi bilmem ama ben kafa olarak galiba sizden ilerideyim. yani mevsimsel açıdan. ben yaza girdim be! içimde o rehavet var yani. evde dal taşak gezmeler, soğuk bira ve balkon! balkon önemli. ve akşam esintisi de önemli. önemli olan bir şey daha vardı ki, yandı, bitti, kül oldu.
böyle sosyal mesaj vermeye de bayılırım. gerçi hayatımda hiç bayılmadım ama olsun. hayatımda kimse de bana "bayım" demedi. ama ben hep baydım. anladın? zaten buraya kadar okuduğuna göre anlamışsındır.
hadi dükkanı kapatıyorum şimdi. daha sonra görüşmek üzere.
annene selam söyle. öpüyorum çok.

dinlemek lazım.

Loading...

ha? ne?

Fotoğrafım
hayatı ve sonrasını seviyorum.