22 Ocak 2014 Çarşamba

part 1: nasıl anlatsam, nereden başlasam?

...hayvan adam inatla montumu kokluyordu. ne var sanki ulan, insan hiç kokamaz mı? illa temiz mi olmak lazım? güzel parfümleriniz gibi mi kokmam lazım, pahalı bir eşya gibi?  yüzünü ekşitti hayvan adam. ona kaş göz ettiğimde ise yüzüme acıyarak baktı. yırtık kıyafetlerime bakıp "sizi içeri alamayız" dedi. yani meraklısı değilim bu mekanın, "istersen burayı  götüne sokabilirsin ama içeride sevdiğim kadın var ve erkek arkadaşı bugün ona evlenme teklifi edecek" diyecek oldum. tuttum kendimi. sevdiğim kadına, en iyi arkadaşım evlenme teklifi edecekti şehrin en janjanlı lokantasında ve ben tipimden dolayı alınmıyordum. maddi durumdan ziyade tip önemliydi. kredi kartlarınızın limitlerinin önemi sadece hesabı öderken önemliydi. daha fazla inat etmedim. zaten hayatta ne için inat ettim ki? ceketimin cebinden acil durum kanyağımı çıkardım, o güzel, penguen tipli lokantanın yan tarafına geçtim. en azından içeriyi az da olsa görebiliyordum oradan. en yakın arkadaşım, sevdiğim kadına sertçe bir şeyler söylüyordu. sevdiğim kadın, en iyi arkadaşıma daha sert cevap veriyordu. anlam veremedim. kafam güzeldi de ben mi hayal kuruyordum, anlamadım. sadece görüyordum. yüzler olabildiğince katı, eller olabildiğince sert, bakışlar sanki bir sevgiyi öldürmeden önceki kadar vahşi. uzaktan bakınca hüzünlü.
-
sahi size kendimden bahsetmedim. ben doğuş. 25 yaşında, kendi halinde insanlığını unutan bir insanım. halim vaktim de yerinde. babam sağ olsun, benden bir bok olmayacağını anladığı anda adıma banka hesabı açtı ve bir ev aldı. kendi kendine işleyen bir iş yerinden düzenli olarak (bir kaç aileyi geçindirecek kadar) para alıyor, o paralarla yine de sefalet içinde yaşıyorum. salak bir klişebaz olmak istemem ama gece benim ve ben gecenin kulu ve elçisiyim. anlayacağınız, size göre boş beleş türden bir insanım. bana göreyse olay daha başka. dahadan kastım, olay tek  ve o olay şu anda en yakın arkadaşımın evlilik teklifini reddetti. canım arkadaşım iki de kemancı tutmuş masaya romantizm katsın diye, uzaktan duyduğum kadarıyla biri hatalı çalıyor zaten. ucuza mı kaçmış ne? ben olsam kendim çalardım. aramızdan kalsın, iyi müzik yaparım. ama sadece o'na yaparım. bir de sadece o'na yazarım. o'nun bundan haberi olmaz zaten. o, bir şekilde yaşar. ben bir şekilde pervane olurum, serinletirim de soğuk esprilerimle. bazan komik adamımdır. neyse...
-
hava soğuk. zaten kulağım da ağrıyor müzik dinleyemiyorum. yanda ağaçların, otoparkta arabaların sesi, içeride az buz gelen insanların ve çatal bıçakların sesleri, en çok da nefesimin sesi. ömür kısa, az çok biliyorum çünkü geçen sene ilkokuldaydım daha. ömür göreceli olabilir de, bilemiyorum; bunu tartışmayacağım.  yani şu bir saatlik lokanta önü beklemem, ömrümün 20 yılından daha yavaş geçti onu biliyorum. bir de, nefesimin sesini hiç bu kadar duymamıştım. hava soğuk ya, buharlanmalar da cabası. en yakın arkadaşım içeride sevdiğim kadına sertçe bağırıyor, sevdiğim kadın da ona bağırıyor. ben dışarıda üşüyorum. hava gerçekten soğuk.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

dinlemek lazım.

Loading...

ha? ne?

Fotoğrafım
hayatı ve sonrasını seviyorum.