28 Ocak 2014 Salı

part 3: park zamanları

...telefonun çalışına uyandım. saat sabaha karşı 4. ne olduğunu anlamadan telefonu açtım, karşımda en yakın arkadaşım. "uyuyor muydun?" diye sordu. "eh işte" dedim. bir şişe şarap açmıştım en son, sonra o'nun hayaline dalıp gitmişim. ne ara yatağa girdim hiç bilmiyorum. "konuşalım mı?" dedi can dostum telefonda. zamanını sormadım, "konuşalım" dedim. aşağıda bekliyormuş. kendisi bazan pek sabırsızdır. üzerime ceketi aldığım gibi aşağı indim. içeri gel dememe rağmen "dışarıda konuşalım, açık hava iyi gelir." dedi. başıma beremi de aldım. saat sabaha karşı 4. hava soğuk. sokakta yürüyoruz.
-
"reddetti." dedi. yanında yürüyordum ama bakışları bana değildi. "onu o kadar seviyordum ama, o beni reddetti." ne diyeceğimi bilemedim. zaten o durumda ne desem anlamsız kalırdı. hayal kırıklığını hiç bir söz, bir bakıştan veya bir iç çekişten daha güzel anlatamaz. "çok seviyorum ulan!" dedi, sesi titriyordu. nefesim, havayı dövüyordu. durduk, bana baktı. "doğuş, ben kimseyi bu kadar sevmedim" dedi. gözleri doldu. benim can dostum, omzumda ağlıyordu ve ben ikiye bölünmüşlüğün tek vücutta var olmuş haliydim. kederim, o anki ruhsuzluğumdu. bir an dostluğumuzu bile sorguladım. sahi, size dostumdan bahsetmedim değil mi?
-
her akşam üzeri evin yakınındaki parka giderdim. salıncakta sallanırken uçak, kaydıraktan kayarken trt'de yayınlanan o kayak sporlarındaki adamlar olurdum. toprak benim evimdi, ruhumdu. işte bir gün  salıncakta yine herhangi bir istikamete uçarken yan salıncağa o oturdu ve sallanmaya başladı. hava kapalıydı. "kule! kule! tanrılar uçağı uçurmamıza izin vermiyor! yardım edin!" dedim sallanırken. yan taraftan onun sesi geldi "yardıma geliyoruz kaptan! sizi kurtarıcaz!" daha hızlı sallanmaya başladım. "aman tanrım! fırtına tanrısı bizi esir alıyor! çabuk yardım edin!" diye bağırdım. o da "geliyoruz, dayanın!" diye bağırdı. "dayanımıyoruz! hayııır!" diyerek son hızla kendimi salıncaktan ileri attım ve yere düştüm. o da atladı ve yerde beni tuttu. "kurtardım sizi! kurtardım!" diyordu. "aman allahım! ellerim kanıyor" dedim ki gerçekten de ellerim kanıyordu. artık nasıl düştüysem. "ben de yaralandım galiba." dedi, onun da eli kanıyordu. cam kırıkları elimizi biraz kesmişti. "senin de elin kanıyor." dedim. ellerine baktı ve güldü, "ama seni kurtardım." dedi. ben de güldüm. "şimdi ikimizin de eli kanıyor ya, biz şimdi ellerimizi birleştirince kan kardeşi olur muyuz?" dedi. "oluruz tabii!" dedim. daha adlarımızı bilmeden kan kardeşi olmuştuk. sonra gök gürledi, üzerimize yavaştan damlalar düşmeye başladı. "tanrılar bize çok kızgın, çünkü ben seni kurtardım." dedi. "biz de daha uzaklara uçarız!" dedim. nereden bilebilirdim ki aynı yere takılıp kalacağımızı. kanadımız aynı özgürlük için kırılacaktı. bizim dostluğumuz da böyle başladı.
-
korkaklık demiştim değil mi? işte hayatımın geri kalanında arkamı toparlayan kişi hep o can dostum oldu. kavga etmeyi bilir, ama bunu icraate dökmeyi sevmezdim mesela. benim yerime o döverdi. sıkıcı uzun ödevlerimi de o yapardı. ben onun kompozisyonlarını yazar, müzik dersinde flüt çalmayı öğretirdim. street fighter oynayamazdık mesela. o ryu olurdu, ben ken. süreyi hep bitirir, birbirimizi dövmezdik. neden kavga edelim ki? çok mu saftık? ya da hayatın rengi mi değişti? o gri günde başlayan arkadaşlayan arkadaşlığımız ne ara bok rengine döndü? sorun benim korkaklığım mıydı? onun bazı şeyleri bile bile hareket etmesi mi? muallak kelimesi birinci ligde. lig uzun.
-
çocukluğumuzun geçtiği parkta oturuyorduk. etrafımızda kaydıraklar, salıncaklar yerine saçma salak spor aletleri vardı. belediyeler amaç edinmiş olacak ki, yetişkinlik kiloları çocukluk hayallerinden daha üste çıkmış. parktaki ağaçlar kesilmiş falan... "yüzüğü bile almıştım." dedi elindeki yüzüğe bakarak. hala ona tek kelime etmemiştim. o bir şeyler anlatıyor, ben arafta çıkmayı bekliyordum. ara ara onun hüznünde olmayı diledim. benim yerimde olmaktan iyidir kaybetmek. yüzüme baktı "bir şey desene" dedi. yüzüne baktım "ne diyebilirim ki?" dedim. ne demek istediğimi anladı. ben, anlatmak istediğim her şeyi anlattım. ikimizin gözünden birer damla yaş süzüldü. yıllar önce ellerimiz kanarken akıtmadığımız göz yaşı, şimdi aktı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

dinlemek lazım.

Loading...

ha? ne?

Fotoğrafım
hayatı ve sonrasını seviyorum.