21 Haziran 2017 Çarşamba

soru.

tek hayali
hayal kurmak olan bir adamın
hayalleriyle oynamak
nasıl bir hayal kırıklığıdır?

18 Haziran 2017 Pazar

denememeliler 5

çok yorgunum.
yani o kadar yorgunum ki ben de anlamıyorum.
yalanım yok, 
günde 12 saat uyuyorum, yetmiyor.
uyanmaya mecalim yok.
spoiler olarak keyifli bu uyuma hali.
uzun vadede korkutucu.
garip olanıysa hep kabuslar görmem.
2 aydır artan şekilde kabuslarla uyanıyorum.
annem demişti,
seni ne zaman uyandırmaya kalksam yerinden sıçrıyorsun.
altıma sıçıyorum haberi yok.
birayı bırakmaya çalışıyorum 
olmuyor.
rakıya geçmeye çalışıyorum 
oluyor.
hayatımdaki bazı şeyleri bırakmak konusunda çok başarısızım.
zaten genel anlamda da başarabildiğim şeyler nadir.
mesela dünyanın en boktan antrikotunu kim yaptı?
tabii ki ben!
yaptığım ciğeri kedim bile yemiyor.
40 yılın başı dışarı çıksam yağmur yağıyor.
ama ben ağlamayı bırakalı çok oldu.
neyse,
bazı zaaflarım var.
mesela herkesin beni bırakıp gitmesinden korkuyorum.
biri aldatır,
biri yeni bir ülkeye gider.
biri gitmek ister...
yakınımda kimi tutsam bir yalnızlık yaptığımı düşünüyorum.
kedime bakıyorum.
uyuyor.
onun da gözü dışarıda.
anlamayacak kadar mal değilim.
ne zaman kendimi anlatacak şarkı yapmaya çalışsam
içimden çığlıklar yükseliyor.
kendimi duyamıyorum
herkes için edecek bir çift kelimem varken
kendimi anlamıyorum.
sessizliğim bir el kurşun.
sessizliğim artık alışkanlık.
sessizliğim umutsuzluk
ve mutsuzluk.
mantığımın bu kadar öne geçtiği zaman olmadı.
duygularımın bu kadar kaybolduğu...
yaşadıklarım o kadar sit-com oldu ki,
yayından kaldırıldı.
yeter...

14 Haziran 2017 Çarşamba

geldin, gördüm, gittin.

geldin, beşiktaş neyine yetmiyor
dedin.
çok acıtmadı ama ne kadar bencil olabileceğini gördüm.

geldin, orospuları sikersin korunmadan
dedin.
bunu acı çekmem için söylediğinde ne kadar vicdansız olabileceğini gördüm. gittim.

geldin, bihterliğe heveslendin. öyle biri değil yea
dedin.
son kez ağladım. ne kadar sahtekar biri olabileceğini gördüm. gittim.

geldin, o gece onunlaydım, dürüstlüğümden anlatıyorum
dedin.
sinir krizi geçirdim. sonra ne kadar değmez olduğunu gördüm. gittim.

geldin, sen de erkek olsaydın, gitmezdim.
dedin.
sana acıdım, senin için üzüldüm. ne kadar kıymet bilmez olduğunu gördüm. gittim.

geldin, annenle baban inşallah boşanır
dedin.
unutmuştum, senin kim olduğunu hatırladım. ne kadar yalnız olduğumu gördüm. gittim

geldin, sana yaptığım her şeyi hakettin 
dedin.
utanmadın. gurur dedin, sonra geveledin. artık kimseden bir farkın olmadığını gördüm. git.

7 Haziran 2017 Çarşamba

denememeliler 4

ne olduğumun ne önemi var?
şu sıralar sormadığım soruların başında muhtemelen bu gelmiyor.
zaten soru sorma isteğim de pek yok.
kabul edilmiş çaresizliklerimin üzerine yürüyorum.
yorgun düşüp uyuyorum.
üstüne halsizim.
çok çalışıyorum.
maşallah ve allah artırsın.
memleket kriz halinde.
bende bir kerizlik.
bu da kriz sayılır.
şahsiyetle münhasır.
neyse efendim, 
soru sormak bazen zorlaşıyor.
düşünmek de öyle.
geldiği gibi bıraksam düşerim.
gerçi, daha ne kadar düşerim?
kollarımı açsam hatalardan hataları kucaklarım.
sahi, daha ne kadar kucaklarım?
bira içmek hamallık,
boş muhabbetler aptallık.
her gün yeni bir aynılık.
üstesinden gelemiyorum.
bilmiyorum.
ölmek için çok boş yaşadım
ama yaşamak için de yeni bir nedenim yok.
insan hayatı boyunca bir kıvılcım arıyor 
ama yüreği yangın yeriyken arıyor.
sıkıntı bu.
insan bazen kendisini göremiyor.
hepimiz aynalar karşısında kendini bulamayan vampirleriz.
bö!
öb!
ya da başka kelime oyunları.
bilmiyorum.
v yaka tişörtleri sevmiyorum.
dar paça pantolonları sevmiyorum.
daşşakları sıkan baksırları sevmiyorum.
her şey özgür kalsın istiyorum.
utanmayacağınızı bilsem çıplak kalalım istiyorum.
bedenim ruhuma fazlalık yapıyor.
bunu anlıyorum.
yelkenleri kaldırdım.
gittikçe açılıyorum.
bir gün geri dönmeyeceğim.
o güne dek yazacağım.
kaptanın seyir defteri
part ebenin amı.
hepinize hayırlı mesailer.

31 Mayıs 2017 Çarşamba

denememeliler 3

insan kendisiyle dalga geçmeyi bilmeli.
bunu kötü anlamda söylemiyorum.
insan yalnız bir varlık
ve günden güne artıyor bu yalnızlık.
en iyi arkadaşımız kendimiz oluyoruz.
bu durum başta şizofrenik gelse de aslında git gide hayatın gerçeği haline geliyor.
hayır, narsist değilim.
kendimi beğenmiyorum.
beğenilecek bir yanım da yok.
her insan gibi
ben de sıradan bir insanım.
lafı dolandırmayayım.
insan kendisiyle dalga geçmeyi bilmeli.
şaka kültürümüz başkalarının hallerine gülmekten ibaret.
kendi halimize anca ağlamayı biliyoruz.
sevdiklerimiz bizim için adeta kutsal bir meme
ve biz de onlardan hayati sıvılarını alan küçük bebekleriz.
daha önce de demiştim,
kullar tarafından, tanrılar gibi yetiştirilen insanlarız.
onların en güzel rüyalarıyız.
garip olanı biz de rüyadayız.
eşsiz kar tanesiyiz.
hem onların, hem de kendimizin gözünde.
evvela birbirimizi kandırmayalım,
hep bir ağızdan tekrarlayalım.
ben, normal bir insanım.
ben, normal bir insanım.
ben, normal bir insanım.
ben, normal bir insanım...
kişisel terapi yapmıyorum burada.
sadece bazı düşünceleri netleştiriyorum.
aynada kendinize baktığınızda bir vampir gibi saydamlaşmayın istiyorum.
o sivilceyle barışın.
uykusuz gözlerinizle,
akan burnunuzla,
sararmış ruhunuzla,
gizli gerçeklerinizle...
siz kendinize itiraf etmezseniz, 
başkaları sizinle dalga geçer.
çünkü hayat böyle.
bencillik düzeni bu babam,
vururlar da ölmezsin.
anca kendini öldürürsün.
ev yapımı stres çarkı.
kapiş?
diyeceksin ki,
sen bu konuda ne yaptın sayın yarram?
hayatım boyunca insanlara hep uzaktan baktım.
gözlem kültürüm gelişsin de gerekli içgörüleri toplayıp paraları cukkalayım derdimden değil.
çekindim.
genelde çekingen bir insanım.
konuşmayı da sevmem.
çoğu zaman da insanlar konuşturmadığı sürece konuşmam.
zaten beceremem de.
bundan dolayı kendimi alternatif dert anlatma hedelerine verdim.
yazı yazdım,
resim çizdim,
müzik yaptım...
hepsinde de şunu işittim.
''farklı bir tarzın var''
ama sor bi' neden var?
sen yoksun diye var.
seni hayatıma alamamamdan kaynaklı bir şey bu.
sana gereken şeyleri söyleyemediğim için var.
bazen benim eksikliklerim
dışarıdan birisi için artıymış gibi görünebiliyor.
saçmalık.
sen de böyle olsan, sen de böyle olurdun.
ve ben bunu tavsiye etmiyorum.
ben olmak iyi bir şey değil.
düşünsene her yeni güne karamsar uyanıyorsun,
eğlenmiyorsun, eğlenemiyorsun.
istiyorsun ama yapamıyorsun.
dikkat dağınıklığın had safhada.
geçmiyor.
tedavini biliyorsun, istemiyorsun.
üst düzey aptalsın ve bunun farkındasın.
herkese her an inanmak istiyorsun
çünkü insanlar tanrılardan daha gerçek geliyor.
ama tanrılardan daha yalan olduklarını aldatılınca öğreniyorsun.
hayat öyle bir öğretmen ki
sen o dersi alana kadar sana aynı dersi vermeye devam ediyor.
hata
tekrar
hata
tekrar
hata
tekrar
hata...
bu gidişle okulu dışarıdan bitireceğim.
zaten bizimkilere de söyledim
''sanırım ben intihar edicem''
hemen tahtaya vurdular, kendimden duymaya alıştığım şeyleri söylediler.
sonra konuyu değiştirip benim için mutlu bir aile hayalleri kurmaya başladılar.
ama bilmedikleri bir şey vardı.
ben uyandım.
kabullendim.
son zamanlarımda olan her şeyin benim aptallığımdan kaynaklandığını anladım.
insanlara güvendim
ki ben daha kendime güvenmiyorum.
insanları sevdim
ki ben daha kendimi sevmiyorum.
ama kabullendim.
zor oldu.
insan ne mal olduğunu er ya da geç anlıyor.
hatalarımla, sevaplarımla normal bir insandım.
kimse için de fazlası olmayayım.
iyi eğlendik ama.
https://www.youtube.com/watch?v=Swxw2t-9ir4



26 Mayıs 2017 Cuma

denememeliler 2

merhaba hayatı dick'ine yaşayanlar!
naber?
soluksuz bir haftayı geride bıraktık değil mi?
ağır mesailer,
yorgun ve yalnız geceler,
bol düşünceli uykularla
hafta sonuna ulaştık.
ya da yeni sorun ve sorularla o bize yaklaştı.
bilemiyorum.
blog'un adından da anlaşılacağı üzere
zamanla ilgili problemlerim var.
hep vardı.
hep olacak da.
sanki biz zamana değil de
zaman bize yaklaşıyor gibi hissediyorum.
yaptıklarımızın bir önemi yokmuş gibi.
her şey yazılmış gibi.
post modern kadercilik diyelim buna.
ki kader inancından nefret ederim
ama insanın bazen kendiyle ters düştüğü zamanlar var.
ne yaparsın?
ben böyle durumlarda bir bira daha açarım
zihnim biraz daha uyuşsun diye.
sanki yeteri kadar uyuşmamışım.
uyumamışım gibi.
toplumsal tembellik.
göt yayma isteği.
insanlar tarafından
tanrılar gibi yetiştirilen çocuklarız biz
ve kaybetmeyi bilmiyoruz.
tırt jenerasyonların başlangıcıyız.
hızlı değişim mi tırtlığı getiriyor?
olabilir.
peki bu tırtlığın çözümü ne?
bittabi yoz bir kültür olduğumuzdan hayatta bir boka çözüm bulmuyoruz.
neticede en basit ev işleri için bile usta çağıran insanlarız.
birbirimizi kandırmayalım.
türkiye cumhuriyeti sınırları içinde çözümümüz yok.
kullan-at tıraş bıçakları gibiyiz.
kimi teknolojilerin taşaklarında,
kimi indirimlerin koltuk altındayız.
birbirimizi kandırmayalım.
dünya bir balta olsa
biz o baltaya sap bile olamazdık.
kestiği odundan hallice olur,
yan yana
yana yana halimize yanardık.
sizi hiç rahatsız etmiyor mu bunlar?
mesela ev-iş yollarında neler düşünüyorsunuz?
tek gecelik hayatlarınızda gördüğünüz son yıldızı hatırlıyor musunuz?
ya da en son kendiniz için ne zaman eleştirel bir şey söylediniz?
toplum olarak genel sorunumuz bence kendimizi eleştirmiyoruz.
bu da aileden gelen tanrısal yetiştirme duygusuyla alakalı.
hepimiz yakışıklıyız.
hepiniz güzelsiniz.
hepimiz zekiyiz.
hepimiz bir taneyiz
ama toplamda milyonlarca gerizekalıdan ibaretiz.
milyonluk utançlarız.
milyonluk kibirleriz.
''biz türk'üz, bize bir şey olmaz''ız.
dünyanın kara deliklerinden sadece biriyiz.
biz adana kebabını hak etmiyoruz.
biz künefenin lezzetini,
rakının muhabbetini,
boğazın büyüsünü hak etmiyoruz.
biz ovalardaki çiçekleri,
ormanlardaki serinlikleri,
denizlerdeki özgürlüğü hak etmiyoruz.
biz koca bir yığınız.
sıkıştırılmış bir metrobüs kazasıyız.
bizden adam olmaz.
yeni haftada da baş ağrılar.



24 Mayıs 2017 Çarşamba

denememeliler 1

ne yazacağımı ben de bilmiyorum.
şu an doğaçlama gelişiyor her şey. 
aslında diğer yazılar da doğaçlama ama bu daha başka. 
aklımda hiçbir şey yok. 
yazının bir tonu yok. 
bir sonraki cümleyi düşüneceğim diye bir derdim yok.
aslında genel olarak bir derdim yok.
var yazacaktım, sildim bak.
ağzımda öğlen yediğim yoğurtlu tantuninin iğrenç tadı var. 
yoğurtlu tantuni mi olur lan?
oldu olacak ıspanaklı tantuni yapın da iyice kusayım.
neyse,
menemen diye çıktım, ne menem bir şey gömdüm olacak iş mi? 
evet.
olacak iş.
çünkü neden olmasın?
zaten iş olsun diye yiyorum.
zaten iş olsun diye yiye yiye koko cambo pantolonlara sığmıyorum.
100 kilo olmanın ağır bedelleri var.
o ağır bedel de zaten 100 kilo olmam.
çünkü 100 kilo çok ağır.
sıçtık.
böyle yazı olmaz.
sıkıldım zaten üç beş cümleden sonra.
insan moda giremedikten sonra yazamıyor. 
gerçi yazmak için özel bir moda girmek mi gerekiyor bilmiyorum.
şu ilham perisi denen şeyi biri sikse de rahatlasak. 
kafasına göre gelip, gidiyor.
''hah dooş'un canı sıkkın, dur iki söz yazdırayım.''
hay hay.
''hah dooş keyifli ama yazmak istiyor. yazmasın ayı.''
ulen amcık hoşafı, belki ben mutlu olduğum anı yazmak istiyorum? 
belki ben yazında daha da mutlu oluyorum. 
senin paşa gönlünü mü bekleyeceğim be amına kodumun perisi.
kanadına sıçtığım.
sinek bozuntusu.
godumunu...
sinirlendim.
gerildim.
anlamsızlaştım.
sanki çok bir anlamım varmış gibi.
insan kendi kendine anlamlar yüklüyor
sonra biri geliyor, sen öyle değilsin diyor
o zaman ego problemleri başlıyor.
bence insan kendisini dev aynasında görmüyor.
genel olarak kendisini görmüyor.
çünkü insan kendisini görse 
''haa malzeme buymuş lan'' der.
gerçekçi olalım, canımızı yiyelim.
bi' de üstüne tatlı söyleriz.
memleketin yöresel tatlısı.
trileçe.
esktra kusmuk?
benden de öeğğğhhh!
bi' de çay demledim mi?
ooh sefam olsun!
cumbarlıgarlıgarlıgar!
lakin totalde çok sıkılıyorum.
zaten azıcık normal bir saykolociye sahipsen bu yazıdan da bunu anlarsın.
insanlara pek dayanamıyorum.
her iki anlamda da.
hem çok konuşuyorlar
hem de güven vermiyorlar.
ama kendilerine güvenleri maşallah.
devenin bale yarrağı.
böyle olunca hayat sorgulamaya değmez oluyor.
5N1K onlarla birlikte sadece cüneyt özdemirsel bir hale bürünüyor.
dünyaya yön veren sorular, çözümsüz sorunlara dönüşüyor.
olmuyor.
halbuki en başta benim hayattan beklentim farklıydı.
en başta sadece bir zigottum. 
tek beklentim hücresel gelişimimi tamamlayıp insan olmaktı.
ama yeterli organizmaya sahip olmakla insan olmak aynı şey değilmiş.
bunu biraz zaman geçince anladım.
yaklaşık 27 yıl falan.
jeton bazen geç düşüyor dersin
bir bakarsın meğer jetonun yokmuş.
you lose!
continue?
9
8
7
6
5
4
3
2
1
0...
game over.

23 Mayıs 2017 Salı

içimde bir şey kalmadı.

bence 
insanın duvardan farkı yok.
neden olsun?
aynı boş ifadeyle bakıyoruz.
soğuğuz ve
gittikçe daha çok soğuyoruz.
temellerimiz zayıf,
her an yıkılabiliriz korkusuyla
her an daha çok yıkılıyoruz.
yüzümüz de
tenimiz gibi.
kireç gibi.
üstelik nemden üşüyoruz,
çürüyoruz.
her yanımızda kalmış izler,
iyileşmeyen yaralar
her gün biraz daha yaralar...
üzerimize çakılan çiviler
birkaç fotoğraftan ibaret.
zamanla hepsi birer süs eşyası.
hatırladıkça sus...
başka renklere boyandıkça
en fazla çirkinliğimizi gizliyoruz
başkalarından.
kendimizden kaçamıyoruz.
zaten bir duvar 
ne kadar kaçabilir ki kaderinden?
biz de kederimizden.
olduğumuz yerden, öldüğümüz yere kadar
bir anıt misali duruyoruz.
kimilerine göre bir anı...
velhasılı kelam,
insanın duvardan farkı yok.
eserinizle gurur duyun.


14 Mayıs 2017 Pazar

/evrim

zamanı boşa harcıyoruz...
seviyoruz,
takılıp kalıyoruz.
kendimizin değil,
başkalarının oluyoruz.
başa dönelim...
zamanı boşa harcıyoruz...
düşüyoruz,
düşünüp duruyoruz.
başkalarının değil,
kendimizin kurduyuz.
başa dönelim...
zamanı boşa harcıyoruz...
kızıyoruz,
dövünüp duruyoruz.
kimseyi değil,
kendimizi üzüyoruz.
başa dönelim...
-
gidecek tek yer kendin.
çıkacak tek yol sensin.
bencillik bir seçim,
kendin olmak devrim.

12 Nisan 2017 Çarşamba

ben bugün aldatıldım.

zor bir dünden, zor bir güne uyanacağımı biliyordum. zira son zamanlarda her gün ayrı galipti hayatıma karşı. sahaya çıkmasam hükmen yenileceğim maçlara, sırf gururumdan ve aşkımdan sahada farklı yeniliyordum. ama yenilmek mi kaybetmekti yoksa alışmak mı? 

bence alışmak.
-
çok çaba gösterdim. ne mi yapmadım? hakaretlere göğüs gerdim. kontra ataklara karşı adeta kontrgerilla oldum. pusuya düşürüldüm, arkamdan vuruldum, rakibe kart bile çıkmadı. üstüne ben uyarıldım. elle oynamadım, el üstünde tuttum, golü ağlarımda, hayal kırıklıklarını ağlamalarımda gördüm... şikeyi hissediyordum, öğrendim. küçük lokma değildim ama yenildim. hayat bu, olur öyle. 

bence kaybetmedim.
-
dürüst olduğunu söyleyen yalanlara dayanamadım. sabah seni seviyorumlara, akşam başka yattığın yataklara. karakterine dayanamadım, gözlerindeki adamlara, içindeki boşluğa... öyle bir boşluk ki, öğrendiğimden beri her anı ofsayt. işin rengi şimdi değişti.

bence kaybetmedin.
zaten umrunda da değildi.

dinlemek lazım.

Loading...

ha? ne?

Fotoğrafım
hayatı ve sonrasını seviyorum.