9 Aralık 2017 Cumartesi

kafama estikçe bu başlıkta devam ettireceğim bir hikayemsi


uyandığımda koltuk altını kokluyordu. biraz takıntılıydı bu konuda. her tarafı parfüm koksa da yetmiyordu. hep daha fazlasının peşindeydi. pek de anlam veremiyordum buna. benim için her şey sabitti neticede. sonradan anladım onu. yeteri kadar yalanla dolu hayatlar, kendini gerçeğe kapatmak ister. onun hikayesi de böyleydi...
-
peruğunu taktı. saçının az olduğunu düşünüyordu. omzuna kadardı halbuki. benle kıyaslayınca koca bir ormana sahipti. kel olduğumu söylemiş miydim? neyse, peruğunun her çıt sesinde beynimden vuruluyordum. yüzüne makyaj yaptı, gerçi badana demek daha doğru. en ince hatlara kadar boyadı. tıpkı trt 2'deki ressam gibi. sanki kendine mutlu bir ifade kondurmaya çalışıyordu. başaramadı. o hırs gitmedi. hayata karşı olan nefreti gözlerinden okunuyordu. donuk ve kanlı. biraz da çapak var tabii. ufak hatalar bazen göze batar. benim de gözümden kaçmadı. gözlerini ovaladı, geçmedi. hızlıca üzerini giydi. kalitesiz ruhunu, kaliteli elbiselerle donatıyordu. çünkü kibir bunu gerektirirdi. önce kilodunu giydi. en sevdiği marka, viktoria'nın sırrı. bence sır değil. sonra sütyenini taktı aynı takımdan. orospu bordosu. iyice sıktı. aynadaki yansımasına baktı. hizasına sinirlendi. vücuduna olan her teması kırbaç gibiydi. sanki yaşadığı şeyler için kendini cezalandırıyordu. sonradan anladım onu. kendine dev aynasında bakanlar, aslında hiç yoktular. onun hikayesi de böyleydi...
-
dışarı çıktık. daha ayılmamıştım. güneşi görünce afalladım. iyi misin dedi, anlamadım. bok yemiş bülbül gibi suratına baktım. sanki başka bir dilde konuşuyordu. çok mu içmiştim? hatırlamıyorum. gerçi eve nasıl geldiğimizi bile hatırlamıyorum. tek bildiğim gece yere düştüğüm. sonrası sabahın 5'inde onun tarafından bir kere daha diye uyandırılmam. sonra bir kere daha. sonra bir kere daha... işkence alarmı gibi. o kadar geldiğim halde kendime gelemedim. dedim ya, ne kadar içtiğimi, dahası ne içtiğimi hatırlamıyorum. bunlar aklımda dolanırken tekrar sordu. iyi misin? iyiyim dedim. sanki başka bir şey söyleyecek halim varmış gibi. bana baktı. ben gidiyorum dedi, gitti.
-
eve döndüm. yorgunluktan kendimi yatağa attım. başım dönüyordu. bir an hastaneye mi gitsem diye düşündüm, telefonun sesine uyandım. sahi, ben ne ara uyumuştum? saate baktım, neredeyse gece yarısı olmuştu. telefonu açtım. karşımdaki oydu, iyi misin diye sordu. kötüyü dedim ve yere kustum...
-