17 Aralık 2013 Salı

sıvı partlar.

...gecenin bir vakti onunla sarhoş sepet yere uzanmış laflıyorduk. o, bana geçmişteki pişmanlıklarını anlatıyor, aklının daha da geçmişte kaldığından bahsediyordu. bense onu onaylıyordum. ağzımdan sadece "hıhı, haaa, hmm..." sesleri çıkıyordu. o bir şeyler anlatıyor, ben onun gözlerine bakıyordum. o bir şeylerden yakınıyor, ben ellerini tutmak istiyordum. o susuyor, ben onu duymak istiyordum. konuşmuyordu.
-
bazan, acaba ben mi bir şeyleri abartıyorum diye düşünüyorum. bazan bir sevgi, sandığımdan daha mı başka oluyor? yoksa sevgi sandığım mı başka. sanrılar tanrılarım olmuş, ben yorgun argın çay demlerken yine düşünüyorum. "yok ya, öyle değildir." çaydan bir yudum alıyorum sonra. kalan çay dökülmeye mahkum.
-
ne zamandır su ihtiyacımı su ile karşılamadığım geldi aklıma. midemde yanma hissetmesem gelmezdi de zaten. soğuk havalarda su ile pek aram olmuyor. en katı besinlerin en acı göbeklerine gebeyim. bazı gecelerden sonra diğer sıvılara da ara veriyorum. sıvılar belirli bir süre hayatımda olmuyor. rüzgar beni çatlatıyor, ben toprağa bakıyorum. gözlerimden iki damla yaş akıyor. onlar da beni terk ediyor. kanım başka.
-
başka?

25 Kasım 2013 Pazartesi

dört duvar.

şarkılar, şiirler, düz yazı ve makaleler... insan triballiğinin en klişe mekanı olan "dört duvar arası"na değineceğim bu sefer.
-
be amına koduğum. sen diye sadece yanları sayıyorsun ki? tavan ve taban piç mi? ne bu yüksekleri ve alçakları hesaba katmama havadarlığı? saymayı mı bilmiyorsun yoksa hiç mi dayak yemedin? dur cevap verme. önce iki tokat atayım da hırsım artsın. 
-
well has i'm kell am. bunu yaptığıma inanamıyorum. velhasıl-ı kelam'ı bu şekilde yazdığıma inanamıyorum. sanırım içimdeki "are you disco?" artık çıkmak istiyor dört duvar arasından. AHAAA! dört duvar dedim! tabii ki bunu derken aklımdaydı. konuyu dağıtırken seni denemek istedim ve sen de yedin! Zuhaaa! ha. ne yazıyorum ben amk.
-
güzel kardeşim, bazan çok sıkılıyorum.
gel kurtar beni.
ama bazan kurtar.
-
not: duvarlara haksızlık yapmayın. belanızı sikerim. 
not2: gözlerinizden öper, dudaklarınıza doğru iner... oy ben hoş oldum. hemen ktunnel.

back to the ebenin amı be taşkaya'm.

kimsenin sikinde olmayan bahanelerim hazır.
"zaten yaz aylarıydı."
"ruhen yorgundum."
"kasiyerlik yapıyordum."
"kendimi hazır hissetmiyordum."
"annem göster ama elletme dedi."
bu ve benzeri saçma sebeplerden ötürü uzun bir süre yazmak istemedim.
evet.
yazmak istemedim. harbiden içimden tek kelime yazmak gelmedi bir insan veya kendim veya bir olgu veya ebesinin amı için.
yazmak istemedim, çünkü yazmak istemedim.
kalemim kılıçlara yenildi ve ben daha karate kid bile olamamıştım. eşşek kadar olup da daha bir kid olamamanın acısını ve mutluluğunu ben bilirim. "biz bir bok olmasını da iyi biliriz!" siyasi küll-i yalanından ziyade ben bunu gerçekten bilirim.
ya bi kere dengesizim hacıvat. (yani 10 kızdan 11'i bunu diyebilir. işte ben 11 kızı 10'a dengeleyen -1'lik unsurum burada. ve valla dengesizim) (allah kuran çarpsın ki) (ya da çarpmasın) (yani inanmıyorum ama çarpmasın işte) (ah öğretilmiş çaresizlik. senin ben amına koyayım!) dengesiz derken bunu sıradan kendini farklı gösteren bir havada söylemiyorum. abi gerçekten bir ortam yok. (ortam dedik diye hemen coşma. kızlı erkekli değil, orta'm yok. gerçi sen anlarsın. taşkaya'sın. allah sana doğuştan maaşallah vermiş.) ay neyse. sıkıldım.
işte bundan yazmıyorum.
-
şimdi şöyle bir şey var taşkaya'm. bu bloğun aşk meşk dolu bir blog olmasını istemiyordum en başta. sonra baktım yazılarım ister istemez aşk'la taşşak arasında bir yere konumlanıyor, o zaman rahvan gitsin dedim. rahvan dediysem, tüm rahvanları, rahvan affıyla affettim. burun farkıyla önde giden atlar artık hile ile birinci değil, sıralamanın dışındalar. zor bir cümle oldu değil mi? saçma? yani ben de anlatmakta güçlük çekiyorum ama anlatmakta güçlük çektiğim çoğu şeyi iyi anlıyorum. hissettirme ile ilgili sıkıntım yok ama anlatmak benim için ciddi bir sıkıntı. özellikle işin içine ses girdiğinde. ses benim dünyamda dinlenmek için var. kalabalık etmek için değil. yoksa sen de kusardın taşkaya. gerçi kusmasan da kusardın. belki de kusmaya programlanmışsındır. c+.
-
beklentilerim pek de büyük değildir. göbek yapmayan birayı bulsalar belki de tüm dertlerimi unutacak kadar içerim. "çünkü ben küçükken istismar edildim. büyüyünce depremde evim yıkıldı. manav amca depremde öldü. annem beni evlatlıktan reddetti. bacımı töre yüzünden katletmek zorunda kaldım. sırf cennetine gireyim diye kabesine gittiğim tanrı bana acı çektirdi." böyle bir hayat mı yaşadım ki derdim olsun? bazen biz gerizekalıların sandığımızdan daha gerizekalı olduğunu düşünüyorum. neticede sandık tahtadan. tahta tabii zoruna mı gitti! işlenmiş tahtadan daha gerzekçe dertlere yelken açıp buhranlarda hazine arayan depresyon korsanları gibiyiz. iki gözümüz kah kapalı, kah at gözlükleriyle sabit. sonuçta bir körlük mevzuu var ruhen. hüzün göbek adımız, bira göbeğimiz. cahillik ve cühelalık meslek grubuna sahibiz. şiirler avuntumuz. hayır sonra niye turgut uyar okuyoruz. adam işi biliyor. ruhu şad olsun!
-
ucundan da olsa ona bir şeyler yazmak isterdim ama koca koca sayfalar yazdığım için o ufak kadına, artık tükendim. sadece yeşil gözleri vardı körfeze karşı ve ben onu öpmüştüm bir sokak lambasının altında. sevmek o zamanlar güzeldi be taşkaya. sahi onu sana anlatmadım değil mi? dilara sanki iyi bir kızdı. hayatımın amına koyana kadar. (hadi yine iyisin bak yazdım)
-
falanlar, filanlar.
sevgiyle taşkaya'm.


31 Ağustos 2013 Cumartesi

slumber, savage beasts.

hani herkes sana bir şeyler yazmış ya, bir de ben yazayım dedim.
benim neyim eksik?
neyim fazla?
neyim yeter?
-
aynı dipsiz kuyunun görünmeyen iki noktasındayız seninle.
duysan, ikimiz de mi notasıyız,
aramızdaki oktav farkını saymazsak eğer.
ikimizde müziğin en umarsız perdelerinde güneşi örtüyoruz.
susuyor, içiyor, konuşuyor.
enderun'lu insanın sana selamından bahsediyoruz.
o ben olmadan daha.
-
zor işler bunlar.
şarkılar götürüyor bizi.
aklımda naçiz keman sesleri.
ölüm bir kaç sokak arasında.
yaşanmışlıklar yaşanacaklara engel.
hayaller umutlara.
dokunsan eğer, ikimiz de siyahtık.
yarınları gök kuşağı olan.
-
gözlerimiz kör olsa ne yazar.
gerçek önümüzdeki esas körlük.
insanlar suret,
suretler zaten hayal.
biz hayattaki herhangi bir betimleme.
belki bir iki laf çimler üzerinde,
gözlüklerinden yansıyan bir kaç yansıma.
gözlerimden akan yaş.
-
yazdığım umutsuz yazılarda haddinden fazla hayal kırıklığı var.
bir de hayal kırıklığıma yetişemeyecek kadar büyük yapmacıklık.
bilmiyorum sen gerçekten olsan geçer mi hepsi?
bilmiyorum sana dokunsam geçer mi?
yollar biter mi?
sorular çok ya,
birikir mi?
cevaplar dudaklarımızdan yol olur da gecelerimiz yıldızlarımıza yıldız olur.
biz güneşe yol gösterir miyiz?
senle ben.
iki kör, koca dünyayı avucunda,
gök kuşağının bittiği yerde bekleyebilir mi?
dünyanın yanımızdan geçip gitmesini izleyebilir mi?
bir yağmur tanesi düşün.
yanaklarından yavaşça süzülürken ben olur mu gözlerindeki ışıltı?
zamanlar mekansız,
mekanlar zamansız.
huyumuzdur ağır minörler.
majörler de minör olur mu?
-
olmaz.


9 Ağustos 2013 Cuma

süleyman demirel

03.15
...tuvalette beklemek artık can sıkıyor.
kurulmuş hayaller sanki tekrara alınmış gibi,
başa alınıp boğuyor.
arada musluktan damlayan damlalar,
lambanın cızırtısı.
alt katta benim yerime de sıçan komşu.
öylesine klozette oturmuş, sessizce duran bana karşı sanki hepsi.
üzerimde gereksiz bir alınganlık var.
duvarlarla aramda kanama sendromları.
kimileri jilete sarar, ben duvara.
öfke anlamsız bir hediye.
gece öfkenin yüzü
ya da yüzsüzlüğü.
karanlık şehvetli hisler topluluğu.
hepsi en uzak yıldızın ardında...
-
03.23
...yatağa gitsem sanki havva'mı bulacağım.
ben bir adem.
gördüm, oldum, anladım.
kaybettiğim zamanda düşüşümü hatırladım.
karolarda yüzler aradım.
içeride, yatakta yatan artık tanımadığım bir kadına inat,
onu en baştan kokladım.
lambanın kendine hayrı yok.
kadının adı yok.
tuvalet son'a nazır.
cesaret tüm nefeste...
-
03.42
...koridorda ayak seslerim sanki birer kalp atışı.
istikamet balkon ki severim temiz havayı.
düşünceler aya bakan olur.
ben günden kaçan.
garip.
hatıralar geçer yanımdan,
geceyi örten sifon sesinin üstüne...
-
03.48
...yol geceme senfoni olmuş,
sırdaş olmuş.
yıldızlar uzayı hayallerime peşkeş çekmiş,
parıldıyorlar.
içeride bir kız ölmüş.
tuvalette bir adam doğmuş.
göğü aşamasak da apartmanın yedinci katında bunlar olmuş.
kimin umrunda?
zaman donakalmış,
şiirler bitmiş.
şarkı sözleri artık yalanlardan öteye geçemeyecek durumda.
osman gençleşmiş.
osman gecikmiş.
-
04.11
...oda yolları uzun.
hayaller yerini gerçeğe adım adım bırakıyor.
her nefeste rengim özüne dönüyor.
her adımda.
kapı gıcırtılı, kapanmıyor da.
solumda evden odadan önce son çıkış.
içeride boş bira şişeleri.
halılar kirli,
şarkılar saklı,
yataklar boş.
hayal gidince gerçeğe bir şey kalmamış.
kabus bitince, hayale gerek kalmamış.
süleyman demirel konuşmuş.
dün, dünmüş.
bugün,
bugün.

14 Temmuz 2013 Pazar

bob marley güneşi.

selam canısı. nasılsın? beni sorma. ben tozluyum. sevgili ve biricik yerleşkem iskenderun'a geldiğim günden beri tozsal aktivitelerden tozsal aktivitelere koşuyorum. deli oluyorum. belediye çalışıyor.

bazan kapı sertçe kapanıyor canısı. buna rağmen belediye ısrarla çalışmaya devam ediyor. yılların birikimini bir kazıya ve denizi doldurmaya yatırıyor canım civeleğim. ben üzülüyorum. o üzülüyor. sokaktan geçen teyze üzülüyor. dondurma dişimi sızlatıyor. garip işler bunlar.

diyordum ki, dünya'da güneş en güzel iskenderun'da batar canısı. en turuncu batış burada olur. en turuncu şarkılar burada söylenir. akdeniz akşamları en çok burada kınanır. burada geçmişe doğru umutla özgürlük şarkıları çalınır. çünkü sokaklar eskidir ana caddelerin aksine. dökülen saçma asfaltlar silemez hiçbir anıyı. otobüsler çoğalsa bile minibüslerin sesinde de bir azalma olmaz. duymak istediğini duyar, görmek istediğini görür, yüzmek istediğinde yüzersin ya... deniz hiç eskimez. o sokak lambasının altı hiç aydınlanmaz. kediler vardır.

neden bu ilçeç mahalleye olan sevgim depreşti biliyor musun sevgili canısı? bugün sahile çıktım ve iki bira içtim. bu sefer yalnız içtim. bu sefer güneşi ben batırdım. karşımda oturan kıza baktım, güzeldi. çirkinliğimi ona bakarak yaşadım. küçük şehir samimiyeti var ya hani, onu tüm iliklerimde denizde hissettim.

sen iyi insansın canısı. tadını çıkar iyiliğin. bob marley dinle. batan güneşi izle. yıldızları say. tanrıyı sev.

28 Haziran 2013 Cuma

tansu çiller

merhaba.

size biraz aşksal mevzuulardan bahsetsem bu yazıyı okumazsınız değil mi? ne fark eder ki, yine yazacağım ne de olsa. size biraz aşksal mevzuulardan bahsedeceğim o yüksek ve daşşaklı müsağdenizle.

"merhaba.

naber canlarım. iyisiniz mi? daşşağınızın, memenizin keyfi yerinde değil mi? bana ne amına koyayım. çok da umrumda değilsiniz. umrumdaydınız, değildiniz. bu sizin ve benim promilime göre değişen bir döngü. huysuz ihtiyar olmadan huysuz ihtiyarlaşmak gibi böyle kamboçyalıç bir his içinde hem de. böyle cümleler kuruyorum ya, kesin yine aşık oluyorumdur.

son iki ay içinde bilmem kaçıncı kere bilmem kaçıncı kişiye bilmem neresine aşık oluyorum. öküzlemesine değil ama, insan gibi aşık oluyorum. en umulmaz kızım gözleri güzel oluyor, aşık oluyorum. en umulmaz kızın elleri güzel oluyor, aşık oluyorum. en umulmaz kızın sesi güzel oluyor, aşık oluyorum. ben çok fazla aşık oluyorum dostlarım. çok fazla seviyorum. çok fazla hayransal çığlık atıyorum. çok fazla. bir de utanmadan gözlerinin içinden arkalarından bitene dek bakıyorum onlara. anlık aşklar, anlık sevişler. fakat gece yoklar. sabah yoklar. sonraki öğle yoklar. biri var aslında. ama yoklar.

aşk meşk diyorum ya, havalar sıcak olduğunda aşık olmayı sevmiyorum. hormonal bozukluğumdan dolayı isilik yapıyor aşk bende. en umulmadık öpüşlerde en umuluzengo yerde isilik çıkıyor. sabahlar olsun istiyorum   ondan sonra. sonra da denize gireyim istiyorum. biliyor musun okuyan; ben denizi de seviyorum, denize girmeyi de. didim'in denizi meşur. kesme işareti olmadan üstelik. fesatlarla kesme beni.

geçen zamanlar geçti gitti artık. umrumda olan tek şey bir yağmur altında o ve diğer isyan-ı telefon hattında öbürüydü. bir gece bitti her şey. sonraki gece de bitti. her gece bitti. aslında her gece bitti. bitmeden önce bitti üstelik. bir konser gününden, bir apartman önünden, bir otobüs kapısından önce bitti. biliyor musun okuyesku, iyi ki bitti.

iyi ki bitti diyorum ya, gerçekten bugün o kızı gördüğümde ve ardından baktığımda, onun bana bakışlarında bunu düşünmedim! son iki ayda ilk defa bir kıza aşık olurken ne apartman önünü ne de o sabahı düşündüm. son üç yıl ilk defa bu kadar uzak geldi. ben de şaşırdım, iskender de şaşırdı. kalbime dokundum, yerinde çiller esiyordu ve tansu'nun bundan haberi yoktu. gerçi, tansu'nun amına koyayım. sivaslılar, sizi il yapayım mı?


13 Haziran 2013 Perşembe

küçük şeyler.

"en son okuduğunuz kitap ne?" diye sordu hoca. heyecanlı bir arkadaş da "küçük şeyler!" diye atıldı. sıradan bir ders kitabının adıydı bana göre. ona göre ise en son okuduğu kitaptı. garip. üstün dökmen. lokman hekim. ayıp.

böyle de bir anıyla girerim. ucundan gülerim böyle "ehe" diye. çok da mühim değil gerçi. hatırlamasam da hiçbir eksikliğini hissetmem. eksiklik o kadar çok ki, onu hissetmem en azından. mesela bugün soğuktan uyandım, soğuktan uyanmanın eksikliğini soğuktan uyanınca fark ettim. güzeldi be. dışarıda yağmur yağıyordu ve saat zabahın altısıydı. "Mnskym" efektiyle uyandım ve üzerimi örttüm. sonra bir daha uykuya dalmak paha biçilemez bir mutluluktu. zaten kabus görüyordum ki niye kabus görüyorsam. sikecem kabusları ha. bir ara sürekli görüyordum, kafayı yiyecektim. yine başlamasından tırsıyorum. all nightmare long!

havayı biraz bulutlu gördüm ya, hemen sevindirik oldum. hep 90'lar ruhuyla yaşadığımı biliyordum, oduncu gömleği ve grunge seviyordum ama içimde bir Seattle'lı olduğunu bugün bir kere daha öğrendim. Gitmesem de, görmesem de o Seattle bizimdir! 

seviyorum sizleri. kedilerinize iyi bakın. direnişe devam edin! 
#direngeziparki

27 Mayıs 2013 Pazartesi

wake up mamoş.

hop!

naber sevgili, güzel ve biricik insancıl yaşamlar? iyisiniz değil mi? iyisiniz iyisiniz. yine iyisiniz. ara sıra canınız sıkılır, oflar puflarsınız ama neticede iyisiniz! iyi olun ulan! lan!

daha ilk andan gelen coşkunluk için kusuruma bakmayın. pek bir coşkunç insanım şu günlerde. bunun nedeni ise... bunun nedeni ise... (analizler, sofistike sözler, fosistike sonuçlar. foseptik!) bunun nedeni ise eşşeğin siki be güzel kardeşlerim.

hehe.

şaka şaka. bunun nedeni çevremdeki bunalımspor'lu cengaverlerin artması ve bunun beni üzülmeye doğru götürmesi. ömer üründül aksanı ile konuşacak olursak, şimdi, hayat enteresan. her şeyin bok yoluna gittiği zamanlarda çevrenizdeki herkesin gökkuşağı gibi renkten renge girmesi bir yana, sizin gökkuşaklığınızda herkes adeta ayak yoluna gidiyor. kardeşim manyak mısınız? ters misiniz? ipimle kuşağım deyip sokaklara çıkmak isterken, sokaklarda fetihler yapmak isterken yapılır mı bu? hayır bir de aksi gibi alice in chains de yeni albümünü böyle bir durumda çıkartıyor. la oğlum bela mısınız? zaten bir buçuk yıl canımdan bezmişim, tam kafam güzel oluyor derken nöölüyo lan size?

kader işte, ismail yk'nın bu gibi durumlar için söylediği güzel bir söz var "beni beğeneni ben beğenmem, benim beğendiğim ise beni beğenmez. yoksa ben zurna mıyım ha?" şimdi soruyorum. yok o soruyu sormayacağım. zurna falan değilim ben. asıl soru şu; biz nerede yanlış yaptık?

geleceğe dönüş serisini hatırlayın. bu annesinin sulandığı marty mcfly önce geçmişte sonra da gelecekte oynamalar yapıp zamanın mına koymuştu. gerçi bu sayede doktor karlı çıktı işten ama, neyse. işte acaba ben de zamanın bir yerinde kırılmaya mı uğradım? yani tamam illa ki kırdığım, kırıldığım birileri vardır ama bu kadar da bodoslama rüzgar altında kalacak değildir? cereyan içinde kaldım şerefsizim. zaten güzelim hatunu da göremiyorum ne zamandır. çok canım sıkılıyor. kuş vurmak da istemiyorum.

hevesi ölen zombiler! size sesleniyorum! lan çevremdeki can-ı gönülden sevdiğim canlarım ciğerlerim! silkinin de kendinize gelin! olmadı bana gelin, bira içeriz, balkona çıkar araba sayarız, yıldızlara bakarız. pardon bunlar başkaydı.

öyle işte. uzun lafın kısası (u.l.)

sağlam kalın, dikkat edin. annenize selam söyleyin. ananıza!

18 Mayıs 2013 Cumartesi

johnny cash

selam.

size daha önce hiç aşık olmaktan bahsettim mi? pek bahsetmeyi sevmem bu konudan ama hadi size kıyak olsun. son günlerin güzelliği o kadar çok ki, sanki her şeyin toplamı bir şey etmiyor gibi.

size aşktan bahsetmedim değil mi? önce ellerine baktım. çok güzeldi. dokunamadım bu sefer ama. yıllar sonra ilk defa bir ele bakarken korktum. sesini duyuyordum, yüzüne bakamadım.

yüzüne bakamadım ya, sadece susarken değil, konuşurken de bakamadım ona. o belki kıçımın havada olduğunu düşünecektir ama öyle değil. tek hissettiğim büyük bir heyecan, büyük bir korku, zamansız gelen bir his. zaten aşk da zamansız değil midir? zorlayarak gelmez? kabukları sert olmaz, kabuk kırar.

elleri demiştim değil mi? bir yandan da kulağım sesindeydi. o kadar güzel konuşuyordu ki, her "efendim" deyişim aslında o cümleyi tekrar duymaktan kaynaklanıyordu. "çift dikiş" duydum sesini. çift dikiş dinledim. çift dikiş hayal kurup uyandım. sessizliği bile güzeldi. bir ara ona baktım. gerçekten güzeldi.

sonra zaman geçti, bir daha baktım. bunu söylemek zor belki ama, gerçekten güzeldi. aklımdan en basit şarkıların en basit akorları çalıyordu. en basit sözler söyleniyordu içimde. yağmur sanki dışarıda değil de beni ıslatıyordu. ahmakıslatan gibi adeta. bu arada merhaba. ben ahmak. ama mutlu.

şunu söyleyeyim, ben pek de keyifli bir insan değilim. yanımdaki insanlarla konuşamadığım için pek rahatsız olmam. ama sanki ilk defa gibi biriyle konuşamadığım için geçen süre, ilk defa canımı acıtıyor gibiydi. sanki içimde milyon tane söz var ve hepsi tek cümleye sığıyor; hepsi gözlerimden okunuyor. bunu ben demiyorum. başkaları söylüyor.

bunu yazarken bile aklımdan bir şeylerin geçmesi aslında çok şeyi anlatıyor. bir şeyler çok güzel.
hayat, yakalayamasak da yakalasak da çok güzel.
ne olursa olsun;
hayat güzel.
her şey güzel.
her şeye rağmen.
sesler.

16 Mayıs 2013 Perşembe

üstler kalsın, yanlardan biraz alalım.

selam koca kafalar naber?

iyidir benden de nolsun, sıcaklar fena bastırdı pişip duruyorum. üzerime sos döküp yeseniz yeridir diyeceğim de yenilecek adam mıyım lan ben? neyse.

işte bunlar hep hava civa sevgili koca burunlular ve doğuştan pinokyolar. geçen gece can sıkıntısından bara gideyim dedim. hani aksiyon olur babında. damsız almıyorlarmış. dedim sikerim senin damını. tabii içimden dedim. yolda gördüğüm bir hatuna teklif etmemle iş çözüldü be dostlarım. içeride 2 bira ısmarlarım, gel biraz müzik dinleyelim dedim. yani esas niyetim müzik. yersen tabii. neyse, sözümün eri adamımdır. içeride 2 bira ısmarladım. müzik dinledik.

ortalama kafalardaki bu güzelim insan pek muhabbetşinas çıktı. yani mekan zaten gürül gürül gürültülü. hayır, basçının basını da köklemişler. ortam kalın kalın seslerle boğuluyor. bir de hanım kızımızın inatla konuşmaya çalışması beni boğdu can kardeşlerim. dayanamadım. içimden "abla bi sus!" derkene dışımdan "hmm, yaa, aaa" gibi abuk lisanda sesler çıkarıp hayret verici bir şekilde muhabbete ortak oldum. bu hanım ablamız benimle telefonda konuşsa telefonu kesinlikle masaya koyar ve aralıklarla aynı abuk lisanda karşılıklar vererek koca bir görüşmeyi devam ettirebilirim. nereden mi biliyorum. daha abuklarını yaşadım. daha abuk ablamtrak insanlarla daha abuk haşır neşirlikler falan. geçelim bunları. bunlar tıraş.

sevgili dayımın oğulları, halamın kızları, romalılar! o gün neyi anladım biliyor musunuz? insanlar aç! fakir edebiyatı yapmak için söylemiyorum bunu. akademik sosyal tespit yapmak için de söylemiyorum ama aka dediydi dersiniz. insanlar tanımadıkları insanlardan gelen ilgiye açlar. hani şu meşhur tek gecelik insanlar var ya, her tarafta horus'un gözü gibi kesiyor horuspu ruhlar ve angut da değilseniz zaten çakırkeyf bir ortamda niyetler de gayet açık bir şekilde anlaşılıyor. post modern şeyler bunlar tabi. post modern kezbanlar da yok değil tabi. hop!

muhabbetşinas oluşum ile geçen zamana geri dönelim. şair burada oluşuma sesleniyor: naber? kuvvetle ihtimal burayı okumayacaksın ama zilyon da çeyrek döner ihtimali dahilinde eğer burayı okuyorsan şunu bil ki kafa siken ortamda sen de çok kafa sikiyorsun! yani gürültü olmasa çekilir yanın yok! allahtan ses var yani. sabrettim sabrettim ama öf ulan. 2 birasını bitirene kadar eşlik etmek zorundaymışım gibi hissettim. zaten beni yakan da hep zorundaymışım hissi oldu. sizde de oluyor mu bilmiyorum. en aptal anlarda sanki bunu yapmazsam olmaz hissi geliyor. ortamın seviyesi ne kadar zorunluluk gerektiriyorsa artık. kurların havada uçuştuğu (sonuçların yarısında havada kalıyor belirtelim) bir ortamda ben zorunluluk içindeyim. peh! paramız yok ki o gemiye binelim amına koyayım. biz hala parayı müziğe yatıralım. en sonunda banka bizi yatıracak ters köşeye ama neyse konuyu dağıtmadan, kazasız belasız.

işte kınalı keçi boynuzlarım dedim ya beni bu zorunluluk hissi mahvetti diye. e kanımızda abilik de var. 2 tekila daha yuvarladı bu içtikçe çirkinleşen vatandaş. zaten tekilayı içen çirkinleşiyor arkadaş bir bok mu var bilmiyorum, bu da çirkinleşti. hava alması için dışarı çıkardım belki iyi gelir diye. soluk iyidir dedik, dediğimizle kaldık. çakır, keyfime sıçtı a dostlar. birden omzumda ağlayan biri oldu çıktı. kadınceez bir yandan ağlarkene ben de ikiye bölünmüş emre kongar/mehmet barlas gibi kendimle savaşıyordum. tabii aklımda "nereden geldim istanbul'a" türküsü çalıyor. "nereden sordum ben bu kıza?" sahte sarımtrak saçları, şekilsiz duruşu falan. ama bir yandan da "yazık laaan" diyen bir yanım var. bak yazarken de ikiye bölündüm.

yazıyı da ikiye bölüp siz güzide insanlara selam ederim.
burnunuzu her yere sokmayın.
bay.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

gurbeti mesken tutan özlem.

naber?
özlediniz mi beni? tabii ki hayır! neden özleyesiniz ki? özlemek için bir neden yok. zaten özlemek falan bunlar duygusal, banal, egzotermik şeyler. kısacası tıraş. 
velhasıl-ı kelam dostlar, ben özledim sizi. aslında sadece sizi değil. genel olarak her şeyi özledim. neredeyse elektrik direğine sarılıp hal hatır soracağım. kış uykusundan uyanmış ayı gibiyim. malumunuz, ayılar kış uykusundayken sıvı ihtiyaçlarını genellikle metabolik sularıyla karşılarlar. ben de uzun süren bu kış uykumda uzun uzun ağzıma metabolik olarak sıçtım. ya da psikolojik olarak. bilemiyorum ama sıçış büyüktü. saçma sapan zamanlardı ama neticede winter is giding hacılar. her kışın sonu bahar dedik ve uyandık! 
özlemlerimden bahsediyordum değil mi? somutlaştırmak gerekirse özlemleri, böyle soğuk bir denize balıklama dalıyormuşçasına özlüyorum. gerçi pek balıklama atlayamadım. göbekleme düştüm ve karnım kızardı çoğunlukla ama siz siktredin, takılmayın böyle şeylere. düşe kalka balıklamayı da öğreniriz elbet! o zamana kadar çivileme röcks!
farkındayım hala özlem sularındayım. an geliyor hayatımda en alakasız yer etmiş insanları özlüyorum. kendileri pek özlengeç insanlar da değiller hani. böyle adeta bir masa gibi, ne bileyim bir silgi gibi yer etmişler hayatımda. çocukluktan kalma durumlar falan. saykolojik açıklamam kendime kalsın da güzel kardeşlerim esas olay şu; summer is coming! (game of thrones'u izlediğimi böyle de gözünüze soka soka belli ederim. gerçi daha 2. bölümdeyim ama coming'lere boğuldum hep! ota boka "x is coming" diyorlar. vay arkadaş bir gelmedi bu x. gurbeti mesken mi tuttun nazlı winter, di gel gari?)
yaz geliyor, yine insanlarda cıbıllaşma var. bunu twitter'da yazmıştım bir ara. yalnız dikkatimi çeken bir şey daha var, insanlardaki cıbıllaşma oranı havanın ısınma oranından daha fazla. yani 5-6 derece daha ısınsa hava demek ki alayımız çıplak gezecek. izmir kordon'da kollarında kolluk takan çocuklar, deniz gevreği satan amcalar (simit değil, gevrek!),(bir de domat mevzuu var. haluk levent'ten gelsin izmir'e; alışamadım ben bu kente), çime değil de deniz yatağına uzanan fıstıklar ve tabii ki süpersonik dubalar! sizi bilmem ama ben kafa olarak galiba sizden ilerideyim. yani mevsimsel açıdan. ben yaza girdim be! içimde o rehavet var yani. evde dal taşak gezmeler, soğuk bira ve balkon! balkon önemli. ve akşam esintisi de önemli. önemli olan bir şey daha vardı ki, yandı, bitti, kül oldu.
böyle sosyal mesaj vermeye de bayılırım. gerçi hayatımda hiç bayılmadım ama olsun. hayatımda kimse de bana "bayım" demedi. ama ben hep baydım. anladın? zaten buraya kadar okuduğuna göre anlamışsındır.
hadi dükkanı kapatıyorum şimdi. daha sonra görüşmek üzere.
annene selam söyle. öpüyorum çok.

28 Nisan 2013 Pazar

olur böyle

çözemediğim havuz problemlerinde boğuluyorum.
her havuz bir okyanus.
her okyanus bir çöl.
ben boşa kürek çeken bir sazanım.
çölde avlanıldım.
rakım afiyet olsun.
yarasın,
geçmeyen.


17 Nisan 2013 Çarşamba

enstantane.

çevrilen sayfalar,
ikinci yeni sardunyaları
ve yırtık perdeler etrafımda
sarı odalar.
üstüne bir fotoğraf,
arkada laf olsun diye çalan müzik.
anılar çok.
anılar fazla.
anılar hadsiz.
kimsesiz bırakılmasının bir önemi yok.
zaten benden başka da kimsesi yoktu.
hala yok.
-
ara sıra cereyandan kapı çarpıyor.
ben sessiz, odada o sessiz.
yapılmış bir yanlışlığın hatrına
yollar sessiz,
gün sessiz,
rüzgar sessiz.
kapı isyanlarda.
anahtarı da yok üstelik.
kilidi de bozuk.
ne ayıp?
-
en olası anlarda olmuyor işler.
elimiz kirlense sular kesik.
düşünceler birikse kalem yok.
kalem olsa ucu kırık.
saçlarım dökük.
gözlerim yorgun.
çalçene ölgün.
dört beş günde bir yalanlar söyler,
yalanlar duyulur ve yalanlara
inanırım.
yalanlar yaşanır, yaşlanır, biter.
-
an gelir, güneş doğar
yeni ölmüş insanları bir daha öldürmek ister gibi.
her gün ölen insanların feryadı saklı sanki içinde.
perdeler yırtık.
arasından sızan ışıklar uyandırır.
güneş, hiç olmadığı kadar acımasız.
sözler hiç olmadığı kadar uyumsuz.
ve gözler yine uykusuz.
bitti.


dinlemek lazım.

Loading...

ha? ne?

Fotoğrafım
hayatı ve sonrasını seviyorum.